Skip to main content

Tarım Postası editörü öneriyor

Michael Pollan, Arzunun Botaniği. (Çev. Sevin Okyay), Domingo Yayınevi, 2011.

1955 doğumlu Michael Kevil Pollan; Harvard, Berkeley gibi üniversitelerde ders vermiş ve araştırmalar yürütmüştür, aynı zamanda çevre ve iklim aktivisti kimliğiyle de birçok kez kamuoyunda yer bulmuştur. Pollan, kültür tarihini antropolojik, sosyolojik ve edebi bir bakış açısıyla ele alırken, insanların bitkilerle ve yiyeceklerle olan ilişkilerine ayrıca eğilmiştir.

2006 yılında yayımlanan Omnivore's Dilemma: A Natural History of Four Meals (Omnivorların İkilemi: Dört Öğünün Doğal Tarihi) adlı kitabında Pollan, en geniş ve yaygın omnivor olarak bilinen insanın şu soruya nasıl cevap aradığının tarihini sunuyor: “Akşam ne yiyeceğiz?” Pollan, beslenme alışkanlıklarıyla toplumsal ve kültürel kimlikler arasında parallelik kurarak, “akşam ne yiyeceğiz?” sorusunun çeşitli cevaplarını söz konusu ediyor ve bizi tarihsel ve sosyal bir yolculuğa davet ediyor. 

2008’deyse Pollan, In Defense of Food: An Eater's Manifesto (Gıdayı Savunmak: Bir Yiyicinin Manifestosu) adlı bir kitap yayımladı. Burada Pollan, özellikle ülkesi Amerika’ya özgü olduğunu düşündüğü bir durumun geçmişini ve geleceğini söz konusu ediyor. Pollan, gıda ve tarımın sürekli olarak korunması gerektiğini, aksi takdirde tüm dünyanın Amerika’daki gibi “yiyecek taklidi yapan yiyecekler”e mahkum olacağını vurguluyor. Tarımda ve gıda sektöründe iyileşmeler yapılması gerektiğini, ayrıca doğal ve sağlıklı besine ulaşmak için mümkün olan en kısa sürede harekete geçmemiz gerektiğini ifade ediyor. Bununla birlikte Pollan, beslenme bilimine “aşırı” bağlı kalmanın da gerekli olmadığını savunuyor. Nitekim gerektiği kadar yemek, yapay ve endüstriyel ürünlerden kaçınmak ve bitki ağırlıklı beslenmek, sağlık açısından oldukça basit ve uygulanabilir olmalıdır. Pollan, eğer Amerika bunu sağlayamıyorsa, beslenme bilimi ve diyetisyenlik gibi uygulamaların ancak küçük farklar yaratacağına inanıyor.  

Kahvelere, kafeine, pişirme yöntemlerine ve diğer tarımsal ve bitkisel ilişkilere dair birçok kitabı ve makalesi olan Pollan, özellikle Türkiye’de Botany of Desire (Arzunun Botaniği) adlı kitabıyla tanınıyor.

Arzunun Botaniği’nde Pollan, önsözde şöyle yazar:

 “Arzunun Botaniği ismi bitkilerin kendileri hakkında olduğu kadar bizi bu bitkilere bağlayan insani arzuları da anlatıyor. Söz konusu arzuların —tıpkı sinekkuşunun kırmızı sevgisi ve karıncanın yaprak bitinin yapışkan salgısına olan zaafı gibi— doğa tarihinin bir bölümünü oluşturdukları şeklinde bir önermem var. Ben bu arzuları insanların nektarı olarak görüyorum. Bu nedenle de elinizdeki kitap, söz konusu dört bitkinin (elma, lale, marijuana ve patates) toplumsal tarihini keşfetmenin ve onları kendi hikayemizle birlikte örmenin yanı sıra, bu bitkilerin tahrik ve teşvik ettiği dört insani arzunun da doğa tarihini anlatıyor.”

Yazar Pollan, Arzunun Botaniği’ni dört bölüme ayırıyor ve her bölümde tarım, bitki ve insan ilişkileri temel alınıyor. İlk bölüm, Elma ve Tatlılık konusunu kaleme alıyor. 1700’lerin sonunda Amerika’da yaşayan ve orada elmanın yetişmesi için büyük uğraşlar veren, hatta başarısı dolayısıyla Chapman olan soyadı Appleseed (elmaçekirdeği) olarak değiştirilen John Appleseed’in öyküsü anlatılıyor. O dönemde elmanın şarap yapımında kullanıldığını, pek fazla tüketilmediğini aktaran Pollan, bunun sebebini orada yetişen elmaların tatlı ve büyük olmamasına bağlıyor. Ancak bilimsel gelişmelerle birlikte ortaya çıkan tarımsal ilaç ve aşılar, bu sorunu aşma imkanı vermiş ve dolayısıyla insanlar elmayı “bir meyve” olarak görmeye başlamıştır.

Pollan, elmanın kültürel bağlamlarına da değiniyor. Söz gelimi, Adem ve Havva öyküsündeki yasak meyvenin genellikle elma olarak sembolleştirilmesi, aslında evrensel geçerliliğe sahip bir özelliği vurguluyor: Acı, ekşi gibi bazı tatlar genellikle kültürden kültüre değişkenlik gösterir. Ancak Pollan’a göre, evrensel olarak tüm kültürler tatlıyı seviyor.

İkinci bölümde yazar Pollan, tarım, insan ve hayvan ilişkisini de göz önünde bulundurarak Lale ve Güzellik meselesini ortaya koyuyor. Arılar, polenler, lale yetiştiricileri ve tabii lalenin estetik ve ekonomik boyutu.

Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ekrem B. Ekinci, lalenin Türk kültürü için önemini şöyle anlatıyor:

“Osmanlı’da ise laleye düşkünlük, daha Kanuni Sultan Süleyman zamanında başladı. Bu küçük, yaprakları gayrı muntazam çiçekten, seçme ve melezleme yoluyla çiçeği badem, yaprakları hançer, uçları tığ şeklinde zarif bir çiçek yetiştirildi. Yüzlerce çeşidi üretildi. Lalezarlar (lale bahçeleri) popüler oldu. Laleyi tasvir eden şiirler, lalenamelerde toplandı. Lale ile uğraşmak üzere bir Encümen-i Daniş (akademi) bile kuruldu. İran’dan gelme ‘duhteri’ adlı lale soğanının tanesi bin altına satıldı. Lale fiyatları giderek arttı. Öyle ki Sultan 3. Ahmed narh koymak zorunda kaldı. 1725 tarihli narh defterine göre 306 çeşidinden en pahalısı, 200 kuruş ile 'nar mızrağı' adlı laledir. Lalenin seyahati Anadolu'dan Hollanda'ya uzandı. Çok renkli laleler tutuldu. Amsterdam'da bir ev alabilecek paraya satıldı. İnsanların cemiyetteki yeri, bahçesindeki lalelere göre tayin edilir oldu. Lale borsası çöktüğünde, bir gecede zenginler fakir düştü. Avrupa’da 1634-1637 yılları arasında tam bir tulipmania (lale çılgınlığı) yaşandı. Alexandre Dumas’nın Siyah Lale romanı bu devri anlatır. Bu yıl vizyona giren Tulip-Fever adlı film de bu lale çılgınlığını anlatıyor.”[1]

Kitabın üçüncü bölümünde, Marijuana ve Sarhoşluk meselesi söz konusu ediliyorken, Pollan bu sarhoş olma arzusunun insanlara özgü olmadığını belirterek başlıyor. Büyükbaş hayvanların bazılarının tatulayı sevdiğini, Amazon’da halisünojik liken (mantar) hayranı keçilerin olduğunu, jaguarların yaje sarmaşığı aramak için yola çıktığını ifade ediyor. Pollan bu bölümde, aslında evrimsel olarak canlıların hayatta kalmasına pek de yardımcı olmayan ama bir şekilde tüm canlıların yöneldiği bir durum olan sarhoşluğu arzu ve evrim arasındaki bir ikilemle tartışıyor. Her arzunun evrimsel üstünlük veya avantaj sağlamasının zorunlu olmayacağını ifade ediyor. Bununla birlikte, bu bölümde sarhoşluk etkisi yaratan onlarca başka bitkinden de söz ediliyor.

Pollan, son bölümü Patates ve Kontrol ilişkisine ayırıyor. Kıtlıklardan kurtulma şansı veren, tarımsal anlamda avantajları olan, bitkisel olarak da oldukça basit ve besleyici olan patatesin, kültürel, siyasi ve ekonomik bağlamlarını anlatıyor. Pollan ayrıca, doğayı kontrol etme ve onu şekillendirme arzusunun, her zaman iyi sonuçlanmadığını patatesin tarım ve hayvancılık için olan önemini ortaya koyarak söz konusu ediyor. Pollan her bölümde olduğu gibi bu bölümde de, insanların binyıllardır tarımla, hayvanlarla, bitkilerle, tohumlarla ve tabii ki arzularla yaşadığını, bu ilişkinin hiçbir zaman azalmayacağını ifade ediyor. Bizi toplumsal, bireysel ve kültürel bağlamlarıyla, insanın toprakla olan ilişkisine dair düşünmeye davet ediyor.

Furkan KEMER
Editör

 

[1] https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turklerin-dunyaya-hediye-ettigi-hazine-lale-/1109203