Skip to main content

Sahip veya Köle Diyalektiği ışığında: Tarım’da Yapay Zeka Sahip, Çiftçi Köle mi olacak?

Hegel'in Efendi-Köle (Slave or Master) diyalektiği, birbiriyle karşılaşan ve bir ölüm kalım mücadelesine girişen iki bağımsız "kendilik bilinci"nin hikâyesini anlatır. İki öz-bilinç mücadele etmek zorundadır çünkü her biri diğerini kendisi için bir tehdit olarak görür. Yüzleşmeye kadar, her öz-bilinç kendini her şeyin ölçüsü olarak görmüştür.

Başka bir deyişle, her bilinç kendine olduğu kadar diğerine de değerini kanıtlamaya çalışıyor. Bu nedenle, çatışma ölümüne bir mücadele olarak başlasa da, savaşın galibi mağlupların hayatını bağışlar, böylece kaybeden, kazananın gücüne dışsal, nesnel bir tanıklık sağlayabilir. Bu ölüm kalım çatışmasından, galibin efendi ve mağlup'un köle olduğu bir efendi-köle ilişkisi ortaya çıkar. Yenilgi yoluyla, kaybeden, dünyadaki nesnel hakikat standardı olmadığının farkına varmıştır; Öz bilince ulaşmıştır. Ancak efendi kendi sınırlılığını keşfetmemiştir. Kendisini her şeyin ölçüsü olarak görmeye devam eder.

Mücadele sona erdikten ve efendi-köle ilişkisi kurulduktan sonra, kaderin ironik bir cilvesiyle gerçekleşir. Her bireyin kurmak için şiddetle savaştığı varlığının önemi, efendiden ziyade köle tarafından tam olarak kavranır. Mücadeleyi kazanmakla efendi, köle üzerindeki gücünü kanıtlamıştır, ancak efendi kendisinin tanrı olmadığını kabul etmekte başarısız olmuştur. Ne var ki, köle kendi sınırlılığını, efendisine köleliğini kabul eder: "Mücadele sırasında kurtulamadığı ve bu nedenle bağımlı olduğunu kanıtladığı zinciri, bağımsızlığının bir şey olmasından ibaret olduğunu gösterir." Kölenin evrendeki yerinin tam olarak farkına varması, ancak boyunduruk altına alındığında ve kendini sadece bir nesne olarak görmeye zorlandığında mümkündür. Köle hayatın ne kadar kırılgan olduğunu fark eder ve hayatı için efendisine bağımlı olduğunu anlar. Dahası, köle, efendi olarak konumunun onaylanması için efendinin kendisine bağlı olduğunu görür. Köle, efendinin dünyasını, onun için çalışarak ve onu efendi olarak kabul ederek şekillendirir. Esasen, köle kendisi ile efendisi arasında temel bir fark olmadığını kabul eder—ikisi de sonlu bireylerdir. Efendi-köle ilişkisi artık efendinin amaçladığının tam tersidir: Efendi köleyi fiziksel olarak kontrol etse de, kölenin ruhunu veya haysiyet duygusunu kontrol edemez. Köle, köleleştirilmesi yoluyla onurunu tesis etmiş ve dünyadaki yerinin tam olarak farkına vararak hayatını onaylamıştır. Buna karşılık, efendi, efendi olarak rolünün dışında saygınlığını tesis edemez veya hayatını onaylayamaz. Hegel durumu şöyle tanımlar: "Bağımsız bilincin hakikati, buna göre, hizmetçinin bilincidir...kendi içinde bastırılmış bir bilinç olarak, kendi içine girecek ve gerçek bağımsızlığa doğru değişecektir."

Nihayetinde, efendi, efendi olarak konumunun onaylanması için köleye olan bağımlılığının farkına varır. Evrendeki yerini belirlemek için aslında köleye bağımlı olduğunu keşfeder. Bu tanınmış karşılıklı bağımlılık durumu, Hegel'in "çifte öz-bilinç" olarak adlandırdığı şeydir: Her birey kendi içinde ve diğeriyle olan ilişkisinin farkındadır. Her öz-bilinç, gücünün kapsamını ve gücünün diğerininkiyle nasıl ölçüldüğünü bilir.[1]

Hegel’in Efendi-Köle diyalektiğini tam olarak anlayamadan, yapay zekanın hayatımızı nasıl şekillendireceğini ve bu şekillendirme esnasında yaşanacak çatışmaların hangi boyutta olacağını anlamak mümkün olmayacaktır.

Bu yüzden ‘Tarım’da Yapay Zeka Uygulamaları’ konulu makaleme girizgah olarak Hegel’in diyalektiğini özetleyerek başlamak istedim.

Düşünün bir kere; Neolitik çağlarda kültüre alınan buğday bitkisi ile başlayan tarımsal üretim ile birlikte, Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan James C. Scott’ın ‘Tahıla Karşı’ kitabında belirttiği üzere ’Devletleri Tahılın Yarattığı’ bir döneme girildi. Özellikle tahılların tek yıllık bitki olup, toprak üzerinde yetişen kanopisi olması ve hasat zamanı ile yetiştiricilik süresinin biliniyor olması, devleti devlet yapan ‘Gelir ve Vergi’ unsurlarının çok daha öngörülebilir olmasını sağladı. Bu sebepten ötürü tahılların kültüre alınıp yetiştirilmesi, hasat edilmesi ve depolanması devletleri doğurdu. Yine bu yüzdendir ki aslında James C. Scott’a göre de yumrulu bitkilerin (yer altında aksamı olan pancar, patates vb.) devlet yaratma özellikleri yoktu ve tarihte patates devleti, nohut devleti, pancar devleti gibi devletler olmadı. Yani aslında üstün ve başat aktör, Tarım’ın Man-power (emek gücü) ve Land-power (arazi gücü) dönemlerinde ‘bitkinin ta kendisi’ idi. Ondan sonra tarımda endüstri devrimi ile birlikte makine ve ekipmanların yoğun olduğu Hard-power (makine gücü) dönemine girildi. Aradan geçen zaman içerisinde hassas tarım teknolojileri, GPS’in bulunması ve tarım alanına entegrasyonu derken Smart-power (akıllı tarım) dönemine girdik. Ancak tüm bu dönemleri derinden etkileyecek ve özellikle pandemi sonrası hızlıca gelişen YZ ile birlikte sadece tarımı değil birçok alanda yıkıcı yeniliği beraberinde getiren Artificial Intelligence Power (YZ Gücü) dönemine girdiğimizi değerlendiriyorum.

Tanımsal olarak yapay zeka, makinelerin insan benzeri düşünme ve öğrenme yeteneklerini kazanmasıdır. Tarımda, bu teknoloji verimliliği artırmak ve kaynakları daha etkili bir şekilde kullanmak için kullanılmaktadır. Yapay zeka terimi ilk defa 1956 yılında İngiltere'de New Hampshire'da bulunan Dartmouth Koleji’nde yapılan bir konferansta ortaya atılmıştır. Yapay zekanın isim babası olarak nitelendirilen ve altyapısının oluşturulmasına en fazla katkı sunan isim John McCarthy’dir. Yapay zekânın tarımda uygulanmasına ise ilk kez 1985 yılında McKinion ve Lemmon tarafından pamuk bitkisinde sulama, gübreleme, yabancı ot kontrolü, iklim ve diğer faktörlerin etkisini dikkate alarak bir mahsul simülasyon modeli geliştirilmesi ile başlanmıştır. 

Yani YZ aslında 70 yıllık bir geçmişe sahip olsa da , fütürist yazar Yuval Noah Harari tarafından ‘yapay zeka günümüzde sadece bir amip, gelecekte ise bir T-Rex olacak ve o zaman neler yapabileceğini hayal bile edemeyeceğiz.’ denilerek daha dönüşümün çok başında olduğumuz açıkça ortaya konmuştur.

Günümüzde tarım, iklim değişikliği, nüfus artışı ve kaynak kıtlığı gibi birçok zorlukla karşı karşıyadır. Yapay zeka, bu sorunları aşmanın anahtarı olabilir ve tarımda özellikle sürdürülebilirliği sağlayabilir. Tarım 2000'li yılların başına kadar—yani smart-power dönemine kadar—konvansiyonel metotlar ile yapıldı ve Yeşil Devrim'in etkisi ile 1960 yılından itibaren mahsülde %70 oranında verim artışı sağlandı. Artık Man-power, Land-power, Hard-power ve Smart-power olarak adlandırılan, tarımın gelişim evrelerini geride bırakıyor ve AI-power dönemine girmiş bulunuyoruz.

Tarımda yeni girdinin gübre değil veri olduğu bir dönemin içerisindeyiz. Hatta daha ileriye giderek Julius Sezar’ın Tokat ili Zile ilçesindeki Pontus’lu Pharnaces II’ye karşı kazandığı zaferin ardından Senato’ya gönderdiği mektupta ifade ettiği; ‘Veni, vidi, vici’ yerine tarımda ‘Veni, Vidi, VERİ’ fazına geçtik.

Veri dediğimiz şey de aslında büyük verinin ta kendisi. Günümüzde tarım ve etkilendiği alanlar ile ilgili birçok dağınık bilgi mevcut. Biz bu bilgi setlerini analiz edip anlamlı hale getirdiğimiz zaman aslında veri elde etmiş oluyoruz. Bu yarayışlı hale gelmiş olan bilgi—yani veri de çiftçimizin karar verme aşamasındaki en önemli parametrelerden biri oluyor ve olacaktır da. YZ ile birlikte proses etme imkan ve kabiliyetlerimiz hızlanıyor. Tabi bunu desteklemek için de kuantum bilgisayarlar gerekiyor ve bu donanımların da oldukça fazla enerji tükettiği aşikâr. Aslında, YZ öğrenme algortması ve yazılım bazında çok daha hızlı ilerlenmesine rağmen donanımların kapasitesi ve yeterlilikleri daha geriden geliyor. Uzmanların görüşüne göre 10 yıl içerisinde aradaki bu fark kapanacak ve YZ ile donanım birbirini tam destekleyebilecek hale gelecek.

Ancak tüm bu denklem içerisinde çiftçilerimizin YZ ile yaşamlarının yok olması gibi bir durum söz konusu değildir. Şöyle ki; Dünya’da ve Türkiye’de tarımsal üretimin %75‘i aile işletmeleri tarafından yapılmaktadır. Çiftçilik, üretimde buğdayı örnek alırsak eğer, sadece yılda 10 iş gününü tarlada geçirmek değildir; aynı zamanda kırsalda yaşamak ve oluşturduğu ekosistem içerisinde hayatını idame edebilmektir. YZ’nin tarımsal üretimdeki pozitif etkisi halihazırda Dünya’da bulunan yaklaşık 500 milyon çiftliğin sadece 30 milyonun tedarik zincirine entegre olduğu düşünüldüğünde, büyük bir dönüşümü bu alanda yapacağını değerlendirmekteyim. Lakin, YZ ile veri analizinde geleceğimiz noktada üretim planlamasının bitki deseni ile birlikte 5-10 yıllık makro stratejiler ile şekilleneceği, hatta YZ ile hızlıca ıslah edilebilen üstün tohumların ele edilebileceğini, bunların çiftçiye ulaştırılmasında her türlü agro-lojistik imkanların çok gelişeceğini, bitki yetiştirme ile ilgili olarak sulama, fertigasyon ve diğer altyapıların kontrolünün çok daha etkin yapılabileceği ve özellikle değişen iklim şartlarına göre pest ile mücadelenin çok daha öngörülebilir olacağı ve yine YZ ile kumanda edilen otonom agrobotların hasattan başlamak üzere tarımda başat rol oynayacağını değerlendiriyorum.

Tüm bu dönüşümün tarımda olabilmesi için unutmamız gereken en önemli faktör ise bu alanın esas sahibi olan ziraat mühendisleri ve tekniklerinin eğitim ile ilgili dönüşümleridir. Tam da bu noktada Hegel’in diyalektiğinde belirttiği sahip-köle ilişkisinin tesis edilirken çiftçimizi ve ziraat mühendsilerimizi Sahip noktasında konumlanması ve YZ ile verinin Köle olması gerektiğini düşünenlerdenim. Bunu hayata geçirebilmek için de, tıpkı diyalektikte olduğu gibi; köle sahibe, sahip de köleye ihtiyaç duymaktadır. Yani bizler, aracı ve platform olarak veriyi anlamlandırmak için YZ kullandığımızda tüm bilginin Sahibi ve Efendisi olabilmeliyiz. Bunu yapabilmek için de; YZ’nin tarımda devrim yaratma potansiyeline sahip olduğunu anlamalıyız. Bu teknoloji, daha sürdürülebilir, verimli ve rekabetçi bir tarım geleceği için kilit rol oynamaktadır. Bunu başarabilmek için de özellikle ziraat fakültelerinin daha kapsayıcı bir şekilde müfredatlarını güncellemesi ve halihazırda bu yetkinliğe sahip disiplinler ile işbirliği yapması ve hatta YZ' yi temel ve merkeze alan ve onun etrafında Agronomi' yi ören bir holistik yaklaşımı benimsemeleri özellikle önerilir. Belirsizlikleri ve riskleri tarımda çok daha iyi yönetmek, tarımın daha öngörülebilir hale gelmesine katkıda bulunmak için YZ'yi araç olarak kullanarak 'Geleceğe hep birlikte ilerlememiz’ gerekmektedir. YZ‘nin bir hızlandırıcı ve katalizör olduğu gerçeğinden hareketle—179 yıl önce ülkemizde başlayan ziraat eğitiminin başka disiplinlerin altında dönüşme ve şekillenmesine izin vermektense—elimizde bulunan ziraat eğitimi almış beşeri sermayenin YZ’yi doğru kullanabilecek seviyeye gelmesini amaçlamamız gerekmektedir. Bu teknolojinin, çiftçimizin karar vermede uyguladığı tüm dünyada kabul edildiği  ‘çiftçi gözü’ (farmer’s eye) karar mekanizması yerine YZ Karar Destek Sistemi neticesinde hayata geçirilmesini hedeflemeliyiz.

2030 yılına geldiğimizde küresel ekonominin 100 trilyon dolar büyüklüğe ulaşabileceği ve bunun içerisinde YZ teknolojilerinin 30 trilyon dolarlık bir hacim yaratacağı ifade ediliyor. Oxford Insights’ın ülkelerin yapay zekada hazırlık seviyeleri endeksine baktığımızda, Türkiye son 5 yılda iyi bir aşama kaydederek 2023 yılında 47. sıraya yükseldi. Bu alanı özellikle tarım başlığında önceliklendiren ve stratejik olarak ilan eden Çin, Dünya’daki YZ patentlerinin %61’ini elinde bulunduruyor. Makalemi ele aldığım zaman dilimi içerisinde ABD’nin yeni Trump hükümeti YZ alanına 500 milyar dolar yatırım yapacağını açıklamasından hemen sonra çok uygun maliyetlere geliştirilen ve ChatGPT’nin rakibi olan Çin menşeili Deepseek YZ Platformu, Amerikan teknoloji hisselerinde 1 trilyon dolarlık düşüşe geldiği yeni teknolojik seviye ile sebep oldu.

Özetle YZ alanında ‘Dün dündür, bugün ise bugündür ve hatta YZ’de 24 saat çok uzun bir süredir’ diyebiliriz. Odaklanmamız gereken nokta YZ teknolojisine doğru veriyi sağlamak, siber güvenlik konusunda ileriye gitmek, etik çerçevesini iyi çizmek ve Slave değil Master olabilmektir. 6000 yıl önce devleti kurduran tahıl, daha geçen yıl Dünya’ya ticaret koridoru kurduttu ve Rusya ile Ukrayna tahılı sayesinde birçok ülke gıda güvencesini sağladı. YZ’de birçok yeni oluşumu ve dönüşümü sağlayacak özellikle tarım alanında—bizde buna şimdiden hazır olmak için—beşeri sermayemizi oluşturacağız.

[1] Hegel’s master-slave dialectic: The search for self-conciousness, By J.D, Feilmeier, 1992

 

Emrah İNCE
End. Müh. (MBA), YeniÇiftçi Platformu Kurucusu